Rüyalar beyin fonksiyonlarına etki eder mi?

RÜYALARIN BEYİN FONKSİYONLARINA ETKİLERİ

Rüya ve zihin ilişkisi de çok enteresan. Bir insan uyumadığı zaman körleşip sağırlaşıyor. Bu hususu biraz açar mısınız?

Bu konuda yapılan deneyler var. Uyumayan insanlar çok ciddi problemler ve huzursuzluklar yaşıyorlar. 200 saat uyanık kalanlar var. Bir kere uyku, beyin için gerekli. Onu slogan olarak koyalım.

Biz vücudumuz dinlensin diye uyumayız. Çünkü biz uzansak ta vücudumuz dinleniyor zaten. Fakat beynimizin dinlenme sistemi, vücuttan farklı. Siz yattığınızda beyin dinlenemiyor. Zaten rüyaya da bakarsanız beyin aktifleşiyor, şalteri kapatmıyor. Özellikle uykunun belli bir dönemi var. Bu her gece uyuduğumuzda normal bir insanda yaklaşık 90 dakikada bir başlayan bir dönemdir ve sabaha kadar sirkülasyon halinde devam eder. Bu dönemlerde insanları uyandırdığınız zaman, insanlar rüya gördüklerini ifade ediyorlar. Demek ki rüyanın en çok görüldüğü safha, özellikle REM (hızlı göz hareketleri safhası dediğimiz) safhası.

Beynimizin dalgalarını kaydedip de uyanık bir insanla karşılaştırdığımızda, neredeyse uyanık ve bir problem çözen, zihni işlek bir insanın gösterdiği beyin aktivitesini aynen uykuda da gösteriyorsunuz. Ama uykunun bu safhasında beyin o aktiviteyi gösterirken vücut adeta felç oluyor, hiçbir kasınız kıpırdamıyor, adeta bir et parçası gibi düşüyorsunuz yatağa. Vücudunuzun bu kadar devreden çıktığı ve beynimizin bu kadar aktif olduğu bir safhada içeride bir şeylerin olması lazım.

Bunu uyumayan insanlarda anlarsınız. Ama uyumayanın da iki tipi var: Birinci tip, normal uyur. REM dönemleri olmaz bu insanlarda. Eski tip uyku ilaçlarından bazıları insanları komaya sokar gibi uyuturdu ve sabah hiç uyumamış gibi kalkarlardı. Çünkü o dinlendirici REM uykusu olmazdı.

İkinci tip, uyku yoksunluğu. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir deneyde kız öğrencileri 200 gün süreyle uyutmuyorlar. Birkaç gün içerisinde duyuları körelmeye başlıyor, ardından muhakeme yeteneği bozuluyor, dengede sorunlar yaşıyorlar. Daha sonrasında duyamama, görememe ve nihayetinde konuşmada bozukluklar gelişiyor. Ama belli bir süre sonra deney sonlandırıldığında bunların hepsi geri dönüyor. Buradan ne anlıyoruz?

Bizim beynimizin bu verileri alıp işleyebilmesi ve onlardan bir netice üretebilmesi için her gün uyku diye aralıklı bir şeye ihtiyacı var. Uyuyacak. Bugünkü baskın teori şudur ve deneysel çalışmalarla da desteklenmiştir: Bu uyku sırasında gün içerisinde aldığımız bütün verileri gözden geçiriyor beynimiz ve bunlara bizim onlara bağladığımız duygusal etikete, mantıkî önem sırasına göre onları eliyor.

Mesela bugün sizinle tanıştım, aramızda çok muhabbet oldu. Akşam uyuduğumda beynim diyecek ki “Bugün sen birileriyle tanıştın, tipleri, isimleri şunlardı. Sen bu adamları sevdin, bunları sağlam bir yere yaz çünkü yarın bir gün görüştüğünde bunu bilmek isteyeceksin. Ama koridordan geçerken ben bugün elli kişiyle karşılaşacağım, bunların her biri de beynime girecek. Ama beynim diyecek ki “Sen bir sürü adam gördün ama bunlar senin için önemli değil, silelim.” Şimdi beynimiz bu temizliği yaparken aşırı aktif oluyor ve bunu da REM dönemlerinde yapıyor. Peki, bu nedenle mi rüya görüyoruz?

Bizim beynimizin başka bir özelliği daha var: İçinden herhangi bir veri geçerken, bir şey üzerinde çalışırken ona anlam vermeye çalışıyor. Çünkü beyni bir makina olarak düşünürseniz, onun esas işi şu dünyaya anlam vermeye çalışmak. Biraz önce dedim ya, dokunma, koklama, tatma gibi bütün duyulara biz bir anlam verip onu kişisel bir tecrübeye dönüştürüyoruz. “Bu güzel – bu çirkin” diyoruz. Beynimiz uykuda (uykudan dolayı mantık merkezimiz kapalı) bu verileri gözden geçirirken onlar da size bir senaryo yazmaya başlıyor. O yüzden çok acayip senaryolar çıkıyor rüyalarda. Çünkü birbirleriyle alakasız verilerden bir anlam çıkarmaya çalışıyorsunuz. İşte bu temizlik sırasında meydana çıkan görüntüler için bilim rüya açıklamasını yapıyor.

Ama rüyada açıklayamadığımız bazı şeyler de var. Mesela ileride olacak şeylerin görünmesi. Eskiden bilim adamları reddederdi ama bugün bunu çok sabit olarak biliyoruz artık. Şimdi biraz önceki radyo yayını örneğini ele alırsanız ve dışarıdan gelen bir ruhsal frekansı alan bir anten gibi düşünürseniz beyni, o uykunun belli safhalarında belli duyarlılıktaki kişiler kendilerine ait olmayan bazı frekansları alabilirler. Eğer bu frekans teorisi doğruysa, doğru veya yanlış demiyorum, bu varsayım üzerinden düşünüyorum. Demek ki neticede geçmiş ya da gelecekte olmuş ya da olacak olayların bir rüya sırasında ya da başka bir zihin durumları sırasında açılmış antenlere takılabilme şansı var.

Eğer böyle bir hipotezle düşünürseniz bunları da açıklama şansınız oluyor. Bunlar birbirlerini dışlayan hipotezler değildir aslında. En büyük sıkıntıyı beyin biliminde de biz bunun için yaşıyoruz: Bir bakış açısı seçiyor ve onun dışında bir şey görmüyorsunuz. Çünkü insanoğlunun bütün bakış açıları sınırlıdır ve biz bundan mağduruz zaten. İster materyalist, ister dinsel açıdan düşünün, insan sınırlıdır. Dolayısıyla “Benim bulduğum budur, bunun dışındakilerini görmem.” dediğiniz zaman, kendi hakikatlerinize perdeler çekiyorsunuz. O yüzden biraz daha geniş düşünmek lazım. Hele ki beyin üzerine çalışıyorsanız, hiçbir yerden kapalı düşünceye sahip olma şansınız yok. Çünkü kâinatın en karışık makinesiyle uğraşıyorsunuz ve onu çözmek için de çok açık zihinli olmak lazım.

Doç. Dr. Sinan Canan

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <center> <big> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <font> <img> <b> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar