"15 Ocak’tan sonra iş işten geçmiş olur"

Domuz gribi aşısı nedeniyle tartışmalar sürerken Sağlık Bakanı Recep Akdağ aşı hakkında merak edilen soruları cevapladı:

Şu ana kadar Domuz gribi aşısı yüzünden hayatını kaybeden var mı?
Dünyada da Türkiye’de de yok.

Peki Türkiye’de son 25 günde (25 Ekim-19 Kasım) domuz gribinden ölenlerin sayısı kaç?
93.

Ya hastalananların sayısı?
Kesin sayı konuşmak mümkün değil, ama şu anda bir milyona ulaşmış olabilir. Ve onlardan da yoğun bakımda, solunum cihazına bağlanmış 10’larla ifade edilen hastamız var. Arka plan çok yoğun.

Domuz gribinin ölümden başka sebep olduğu en büyük tahribat nedir?
Guillain-Barre (Giyan Bare) Sendromu. Bazı antikorların sinir hücrelerine saldırması sonucu oluşan bir tür felç.

Aşıdan sonra da Guillain-Barre, yani felç riski yok mu?
Felç, Domuz gribi geçirenlerde yüz binde bir görülüyor. Aşı olanlarda ise milyonda bir. Üstelik onların sebebi de aşı değil, hastanın geçirdiği enfeksiyon olarak tespit edildi.

Şu ana kadar aşı olduktan sonra hayatı risk altına giren bir vaka var mı Türkiye’de?
Yok.

Aşı yüzünden en çok aldığınız şikâyet hangisi?
Aşının yapıldığı yerde ağrı, kızarıklık, hafif baş ağrısı veya kolda uyuşma, kolda geçici his kaybı.

Ne kadar süre yaşanıyor bunlar?
Bir-iki saat. Ki herkeste bu yan etkiler görülüyor diye bir durum da yok.

O vatandaşlarımız için “Eğer aşı olsalardı ölmeyeceklerdi” diyebiliyor musunuz?
Aşının koruyuculuğunun yüzde 90 olması demek, 100 kişi aşı olmuşsa 90 kişi hastalığa yakalanmayacak demektir. Biz de bu kadarını diyebiliyoruz. Ayrıca hesaba katılması gereken iki unsur daha var: Birincisi, aşı etkisini 10 gün içinde gösteriyor. İkincisi, toplumda aşılananların, yani bağışıklık kazananların sayısı arttıkça elbette ki virüsün dolaşım hızı ve riski de düşüyor.

Batı’da tepki de var, kuyruk da

Aşıyı bizden önce (2 Kasım) uygulayan kaç ülke var?
Fransa, İngiltere, Almanya, İspanya, ABD, Çin, Brezilya, Avustralya, Kanada, İsveç, Belçika, Macaristan, Çek Cumhuriyeti.

Türkiye’dekiyle aynı aşıyı mı kullanıyorlar?
Bizdekiyle Avrupa’daki aynı. Sadece ABD’de çok küçük oranda burun spreyi olarak kullanılıyor, ama dünya onu tercih etmiyor. Çünkü denemeleri çok az yapılmış, çok yeni bir aşı. Bizim kullandığımız aşı bu açıdan daha güvenilir.

Bu ülkelerdeki aşılanma oranı nedir?
Hiçbir ülke “Şu kadar kişiyi aşıladım” diyemiyor henüz. O belki bir ay sonra ortaya çıkacak.

Oralarda aşıya tepki yok mu?
O ülkelerde ikisi bir arada yaşanıyor. Yani kafası karışık olan, aşılanmayın diyenler de var, yüksek oranda aşı kuyrukları, hatta “Önce ben aşı olacağım” diye kuyrukta kavga edenler de var.

Türkiye’de ise büyük çoğunluk aşı olmayanlar...
Şimdilik. Çünkü ben “Biraz bakalım, hele birileri yapılsın” düşüncesinin hâkim olduğuna inanıyorum. Anketler yapıyoruz, orada da görüyoruz bunu. Mesela başlangıçta sağlık çalışanları bile ilk birkaç gün ihtiyatlı yaklaştılar, ama şimdi yarıdan fazlası aşılanmış durumda.

Aşılandığı halde altı kişinin öldüğü Almanya’daki Paul-Ehrlich Enstitüsü’nün sözcüsü “Bu ölümlerin aşıyla ilgisi yok, aşılar devam ediyor” dedi. Böyle bir durum Türkiye’de yaşansa herhalde sizin üzerinize gelmeyen kalmaz?
Gelinsin, biz kendimizi ifade ederiz. Açık söyleyeyim hiç kimse Sağlık Bakanı’na veya Hükümet’e bu konuda zarar veremez. Çünkü biz ödevimizi çok mükemmel yapıyoruz. Ama olursa ne olur, tabii insanların kafası biraz daha karıştırılır. Halkın kafası karıştıkça da aslında yine en başta halka zarar verirler.

Aşıyla doğrudan ilişkilendirilebilir ölüm hangisi?
Bir tek anafilaksi aşıyla doğrudan ilişkilendirilebilir. O da milyonda bir ihtimal. Aşırı alerjik duyarlılığı olan kimseler hassas bir yiyecek yediklerinde veya arı soktuğunda şoka girerler. Bu da benzer bir durumdur.

Bu aşı yüzünden yaşanan bir anafilaksi örneği var mı?
Yok.

Hedefi 50 yaş altındaki herkes

Domuz gribinin (H1N1) bildiğimiz gripten (H3N2) en büyük farkı ne?
Birinci farkı daha hızlı yayılması. Çünkü bu virüsü hemen hemen hiçbir insanın bağışıklık sistemi tam olarak tanımıyor. Savunma yapamayan vücut hemen yeniliyor. Zaten eğer altta kronik bir hastalığı yoksa 50 yaş üstündekiler nispeten şanslı diye bu yüzden diyoruz. Sistemleri virüsü daha iyi tanıyabildiği için.

İkinci fark ise aynı zamanda bizi asıl endişelendiren mesele: Hem Türkiye’deki hem de dünyadaki ölümlerin yarısı 50 yaş altındaki ve üstelik tamamen sağlıklı gruptan çıkıyor. Oysa normal gripte birinci risk grubu, altta başka bir hastalığı olan kişiler ve 65 yaş üstü olanlardır. Domuz gribinde ise 50 yaş altındaki sağlıklı-sağlıksız herkes risk grubunda.

Her domuz gribinden şüphelenen Tamiflu ilacına yöneldi; ancak piyasada pek kalmadığı doğru mu?
Birincisi kimse kendi kendine teşhis koyup bu ilacı almamalı. Doktorun vermesi şart. İkincisi, evet yoğun talep nedeniyle bazı yerlerde sıkıntı var, ancak yeni üretime geçildi ve yeni dağıtımları yapılacak. Bir sıkıntı yok.

“Ateş yoksa Domuz gribi değildir” bilgisi yanlış mı?
Yanlış, ateşli olmayan Domuz gribi vakaları da var. Zaten aslına bakarsanız bu mevsimde geçirilen grip benzeri hastalıkların en az yüzde 40’ı Domuz gribi.

“Yüzde 90’ı” diyen doktorlar da var?
Oradaki yanlış anlama bizlerin nezleye de, soğuk algınlığına da “grip” dememizden kaynaklanıyor. Mevcut “grip” vakalarının yüzde 90’ı Domuz gribi, ama tüm nezle, soğuk algınlığı gibi “grip benzeri” vakaları dikkate alırsanız o zaman oran yüzde 40 çıkıyor.

Bol vitaminle, sık el yıkamayla, ağza maske takmakla atlatılamaz mı bu grip?
Hepsi faydalı, ama bunların hiçbiri sizin virüsle hastalanmanızı engellemez. Hastalanmamanızın yüzde 90’ın üstünde bir tane garanti yolu var, o da aşılanmak. Düşünün, trafikte düşük hızda giderseniz mi kaza yapma ihtimaliniz daha azdır, yoksa yüksek süratleyken mi? Salgın varken risk grubunda yer almanıza rağmen aşı olmamak otobanda 90’nın üzerinde gitmek gibidir.

Eğer bir kişi farkında olmadan bu hastalığı geçirmişse sonradan aşı olmasının bir faydası olur mu?
Faydası olmaz, ama zararı da olmaz.

Aşı yüzünden yaşanan bir düşük vakası oldu mu?
Hayır, aşıyla düşük arasında bir ilişki yok. Ama yarın aşı yaptıran bir hamile düşük yaparsa “Bak gördün mü aşı yüzünden düşük yaptı” diyenler çıkacak, bunu da biliyoruz. Oysa ki Türkiye’de her ay zaten yaklaşık 20 bin hamile kardeşimiz düşük yapıyor.

Aşıdan önce Domuz gribi virüsü var mı diye artık niye test yapmıyorsunuz?
Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle yüz binler hastalanmaya başladıktan sonra bu grip virüsü H1N1 midir diye test yapılamaz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir laboratuvar ağı yok. Hastalık ekim ayında bütün kıtalara yayıldıktan sonra gerek de yok.

Ekim ayından bu yana hastanelerde katkı payı alınıyor; hiç değilse şu dönem alınmasa olmaz mı?
Bilmiyorum, onu sosyal güvenlikle oturup konuşmak lazım.

Domuz gribi acile gidilmesi gereken bir hastalık mı yoksa bir poliklinik vakası mı?
Solunum sıkıntısı veya yüksek ateş varsa acilliktir, yoksa polikliniğe gidilmesi lazım.
Aralık 15’e kadar hızlanmalıyız

Bir toplumun kaçta kaçının bağışık hale gelmesi virüsün o toplumdan gitmesini hızlandırır?
Yüzde 40’ı.

Biz ne durumdayız?
Aşılananlar bir milyon olsa, 70 milyon içinde hesap edin.

Virüsün atak yapmasını beklediğiniz bir tarih var mı?
Önümüzdeki iki ay içinde virüsün çok hızla yayılabileceğini biliyoruz. Gerçi ben bunları söyleyince birileri önceden panik yaratıyorsun falan diyor, ama hayır, bunlar bilimin bize verdiği ipuçları. Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği tarih aralık ve ocak.

Neden aralık ve ocak?
Çünkü diyelim ki şimdi 10 kişi hastayken, o 10 kişi başkalarına bulaştırıyor, sonra onlar da başkalarına bulaştırıyor. Bu sayı milyonlara çıktı mı artık hızlı bir biçimde herkese bulaşıyor. Aralık ve ocakta ne yazık ki bunun pik yapacağını, inişe ancak ondan sonra geçeceğini düşünüyoruz.

Ne yapmak lazım?
Aralık ayına kadar vatandaşlarımızı ikna edebilirsek ve önemli ölçüde aşı yaparsak bu enfeksiyonun yayılma hızını kırabiliriz. Değilse zaten o zaman alır başını gider. Ocak ayına geldiğimizde sanıyorum iş işten geçmiş olur.

15 Ocak’tan sonra insanlar “Hadi gelin bizi aşılayın” deseler de yine aşılarız kuşkusuz, ama çok da yararı olmaz. İşte onun için aralık ayının ilk 15 günü bizim için çok önemli.

İnsan sağlığından daha büyük hiçbir risk yok

Sizce bu aşı nedeniyle risk aldınız mı?
Hangi risk? Şu anda bu aşıyı Dünya Sağlık Örgütü onaylıyor. Bütün AB ülkelerinin üyesi olduğu Hastalık Kontrol Merkezi onaylıyor. ABD’nin İlaç Gıda Ajansı ve Hastalık Merkezi onaylıyor. Avrupa’nın Ortak İlaç Ajansı onaylıyor. Türkiye’nin bu hususta ruhsat veren kuruluşu onaylıyor. Bu iş için Türkiye’nin en seçkin bilim insanlarından oluşturduğumuz 40 kişilik özel Pandemi Bilim Kurulu onaylıyor.

Size gelmeden önce Türk Tabipleri Birliği’ne sorduk; bugüne kadar size hep çok sert eleştirilerde bulunan TTB yetkilileri de “Bakan çok doğru bir kurulla çalışıyor” dedi.
Zaten Sağlık Bakanı’nın ne dediğine de çok bakmayın, bilimin ne dediğine bakın. Burada bilimdir aslolan. Pandemi Bilim Kurulu bu aşıyı yapın diyor mu, Sağlık Bakanı da bundan dolayı aşıyı yapın diyor zaten. Sağlık Bakanı’nın ayrıca kendisi çocuk sağlığı hastalığı profesörü olduğu için de buna biraz hak sahibidir, o ayrı mesele.

Şimdi bütün bunları yan yana getirdiğiniz zaman bir sağlık bakanı olarak ben aşı olmam, yaptırmam diyebilir misiniz, kendinizi benim yerime koyun, bu mümkün mü?
O nedenle işini yapmanın risk almak diye bir tarafı olamaz. Ben neyin riskini alıp almadığımı çok iyi biliyorum. İnsan sağlığından doğrudan sorumlu olan bir bakan için en büyük risk o sağlığı tehlikeye atmaktır. Ondan daha büyük hiçbir risk olamaz, onun vicdani riski hiçbir şeye benzemez.

Arkanızda destek hissediyor musunuz?
Arkamda bütün dünyanın ve Türkiye’nin bilimsel desteği var. Zaten bu iş sağlık biliminin işi, siyasi bir iş değil. Tabii o desteğin arkasında toplumsal desteği de isterim ama önce bilime dayalı olacak.

Siz aşıyla ilgili bütün kararlarınızı o 40 kişilik Özel Pandemi Kurulu’yla birlikte mi alıyorsunuz?
2004’te Dünya Sağlık Örgütü uyardığından beri biz salgına karşı bu kurulla birlikte hazırlanıyoruz.

Peki, beş yıldır hazırlandığınız bu konuda, hakikaten hiç bilip bilmeden yapılan bir eleştiri aldığınızda sinir oluyor musunuz biraz?
Sinir olmuyorum, ama çok üzülüyorum. Ben çocuk hekimiyim. Kanserli bir çocuğun üç sene peşinden koşup, sonra o çocuğun iyileştiğine şahit olmuş, yüzlerce böyle çocuğun iyileştiğini görmüş bir kimseyim.

Şimdi elimizde modern tıp olarak bu imkânlar varken, 5 euro’ya ülkeye kazandırdığımız bir aşı yapılmadığı için yarın çocuklar, insanlar ağır hastalanır, hayatlarını kaybederlerse ben gerçekten çok üzülüyorum, üzüleceğim.
Ama tabii insanlar ister aşı olur ister olmazlar. Hani “Ne olursunuz, yalvarırız aşı olun” diyecek halimiz yok, bunu demenin bir yararı da yok. Biz sadece bilimin gerçeklerini söylüyoruz. Sonuçta bu hükümet halkına karşı üzerine düşeni yapmış durumdadır. Farkındalık oluşturmak için de hâlâ elimden geleni yapıyorum. Gerisi halkımızın kendi kararıdır.

Aşının en büyük düşmanı ‘Bizi kısırlaştırıyorlar’ propagandası

Bütün velilerin kafasına şu soru takılıyor: “Niye kızamık, boğmaca aşılarında veliden bir imza istenmiyor da şimdi isteniyor?”
Çünkü toplumda yaygın bir endişe gelişirse siz gidip bir insana doğrudan aşı yapamazsınız. Aileye sormadan bunu yapmak mümkün değil. “Benim çocuğumu niçin aşıladın” diye sorarsa ne cevap vereceksiniz. Biz aşıladık diyemezsiniz ki. Sırf bu yüzden soruyoruz.

Belki biraz abartılı bir ifade olacak, ama insanlardaki bu “aşı düşmanlığı” ilk nasıl başladı sizce?
Bu çok doğru bir soru: İlk aşı karşıtları ABD’de çıktı. Aşıdaki cıvanın otizme yol açtığı iddia edildi. Sonra bakıldı ki aşılananlarla aşılanmayan çocuklar arasında otizm açısından bir sıklık farklılığı yok. “O zaman yanlış suçlamışız” dendi, ama bir defa halkın kafasına bu orada girdi.

Yine ABD’de aşı olduktan sonra geri geri yürümeye başladığı söylenen bir vaka da etkili oldu galiba...
Tabii sonradan onun da gerçek olmadığı ortaya çıktı, ama böyle asılsız bir görüntüyü internete koyarsanız, oradan da 20 tane televizyon doğru mudur eğri midir diye bakmadan alıp bunu gösterirse herkesin zihninde bu kalır.

Türkiye’deki tepkilerin asıl kaynağı ne olabilir?
Siz biliyor musunuz, Avrupa’da çocuk felcinin en son silindiği ülke hangisi? Türkiye. Biz övünüyoruz Türkiye çocuk felcini sildi diye, ama çok da övünecek halimiz yok. 1990’lı yılların sonunu buldu silmemiz. Peki, çocuk felci dünyada nerede hâlâ temizlenemedi? Nijer ve Nijerya’da. Sebep çok basit, bizde hep de bu söylenmiştir: Nijerya ve Nijer’de birtakım kanaat önderleri “Bizi kısırlaştırıyorlar” diye yaygın propaganda yaptılar ve Nijerya hükümeti de Dünya Sağlık Örgütü de hâlâ bu yaygın kanaati yenemiyor, bu ülkelerden çocuk felci temizlenemiyor. Aynen geçmişte çiçekte olduğu gibi.

Şimdi de özellikle Güneydoğu’dan “Bu aşı kısırlaştırıcı mı?” diye Bakanlığınıza telefonlar geldiğini duyduk?
Türkiye’nin her yerinden geliyor bu tür telefonlar. Ama biz artık Sağlık Bakanlığı olarak şunu öğrendik: Aslında bu konuda ana majör iletişim. İletişim insanları bilgilendirmek için bir avantaj, ama yanlış bilginin hızla yayılması konusunda da büyük bir dezavantaj.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <center> <big> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <font> <img> <b> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar