Mesane Hastalıkları (İdrar Torbası Hastalıkları)

Mesane Kanseri

İdrar kesesi, yani mesane kanserleri genellikle 50 yaş üzerindeki insanlarda görülüyor. Mesane içerisindeki hücre tabakasından kaynaklanan ve transizyonel hücre tümörü olarak da adlandırılan mesane kanserine yol açan en önemli sebep sigara. Mesane tümörlerinin %85'i teşhis anında mesane iç duvarıyla sınırlı, yani mesane kasına veya çevre organlara yayılım göstermiyor. Bu tür kanserlere yüzeyel mesane tümörü deniliyor ve tedavi sonuçları oldukça yüz güldürücü. Mesane kanserinin ilk belirtisi idrarda kan görülmesi. Her kanlı idrar mesane kanseri anlamına gelmiyor. Taş hastalığı, sistit gibi durumlarda da idrarda kan görülüyor. Ancak bu şikayetin mutlaka dikkate alınarak ileri tetkik yapılması öneriliyor. Ultrasonografi tetkikinde mesanede kitle görülmesi durumunda mesanenin içerisine ışıklı bir aletle bakılması gerekiyor. Sistoskopi denilen bu yöntemle mesaneye fiberoptik bir cihazla girilerek içerisindeki kitle görülüyor.

Genel anestezi altında yapılan bu girişim sırasında mesanedeki tümör kesilip çıkartılabiliyor. Yüzeyel mesane tümörlerinde bu kapalı ameliyat tedavi niteliğinde oluyor. Yüzeyel mesane kanserlerinde, mesane içerisine bazı ilaçlar verilerek de tedavi yapılabiliyor. İntra-kaviter tedavi denilen bu yöntemde, sonda takılarak idrar kesesine ilaç verilerek içeride yaklaşık bir saat bekletiliyor. Kapalı ameliyatla tümör çıkartıldıktan sonra uygulanan bu tedavi tümörün tekrarlamasını önlüyor.Kas tabakaların ilerleyen mesane kanserinde mesanenin bütün olarak çıkartılması gerekebiliyor. Radikal sistektomi denilen bu ameliyatta idrar kesesi, prostat ve çevresindeki lenf bezleri çıkartılıyor. İdrar kesesinin yerine bağırsaktan suni mesane yapılıyor. Tümörün mesane dışarısına yayılması durumunda ise kemoterapi denilen ilaç tedavisi uygulanması gerekiyor. Mesane kanseri erken teşhis edildiğinde tedavisi mümkün olan bir hastalık. Mesane kanserinden değil, geç teşhisten korkmak gerekiyor. Kapalı veya açık ameliyat sonrasında kişinin çok yakın takibi gerekiyor.

Sistit

İdrar kesesinin (mesane) iltihabına sistit deniliyor. Kadınlarda daha sık görülse de, sistit erkeklerde de olabiliyor. Sistitin en önemli sebebi mikropların dış idrar kanalından (üretra) idrar kesesine girmesi. Kadınlarda üretra daha kısa olduğu için mikropların mesaneye girmesi daha kolay. Sistite yol açan mikropların başında E.koli geliyor. Makat etrafında da normal şartlarda bulunan bu mikroplar bazen idrar kanalından içeri girerek sistite yol açabiliyor. Gıdasızlık, yorgunluk ve stres gibi bağışıklık sistemini zayıflatan durumlarda sistite yakalanma riski daha yüksek. Sistitin en önemli belirtileri idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma. Nadiren ateş ve idrarda kanama görülebiliyor. Yapılacak bir idrar tahlili ve kültürü ile sistitin tanısını koymak mümkün. İdrarda bol miktarda beyaz küre veya bakteri görülmesi ile sistit teşhisi konuluyor. İdrar kültürün sayesinde, sistite yol açan bakteri üretilebiliyor ve yapılan antibiyogram ile bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğu anlaşılıyor. Bu sonuçlara göre uygun antibiyotik verilerek sistit tedavi ediliyor. Sistit sırasında bol su içmek çok önemli. Bu sayede bol idrar yaparak mesanedeki mikropların daha kolay atılması sağlanıyor. Dengeli beslenmek, yorgunluk ve stresli durumlardan mümkün olduğunca kaçınmak da sistiti önlemek veya tedavisini kolaylaştırmak için oldukça önemli sayılıyor.

Üretrit

Erkeklerde, üretra olarak adlandırılan, dış idrar kanalının kadınlardan daha uzun olmasına bağlı olarak bu bölgenin iltihabı, yani üretrit daha sık görülüyor. Genellikle cinsel ilişki yoluyla bulaşan üretrit, penis ucundan gelen bir akıntı ve idrar yaparken yanmayla kendisini gösteriyor. Üretrit genellikle genç ve cinsel yönden aktif erkeklerde görülüyor. Hastalığın öncesinde çoğunlukla şüpheli bir cinsel ilişki öyküsü oluyor. Kadınlar genellikle hastalığı sessiz, yani asemptomatik atlatıyor ve taşıyıcı rol oynuyor. Fakat bazı üretrit türleri hiçbir ilişki olmaksızın da bulaşabiliyor. Hamam, sauna ve ortak soyunma odaları gibi erkeklerin toplu bulundukları yerlerden üretrit kapılabiliyor. Üretrite yol açan mikroplardan birisi Neisseria gonorrhoea. Gonore olarak adlandırılan bu üretrit türü halk arasında bel soğukluğu olarak da biliniyor. Bu mikrobu taşıyan kadınla birlikte olduktan 3-10 gün sonra idrarda yanma ve penis ucundan kötü kokulu, koyu kıvamlı, yeşil renkte bir akıntı başlıyor. Gün içerisinde hafifleyen bu akıntı en fazla sabah yataktan kalkınca görülüyor. Akıntıdan alınan örneğin mikroskobik incelemesiyle teşhis kesinleştiriliyor. Teşhis kesinleşince antibiyotik tedavisi başlanıyor. Halen gonorenin tedavisinde tek doz olarak yapılan seftriakson öneriliyor. Gonoreyle beraber görülen klamidya mikrobuna karşı önlem için ilave olarak bir hafta süreyle doksisiklin tedavisi de veriliyor. Klamidya ve üreoplazma, üretrit yapan diğer mikroplar arasında. Bu tip üretritlerde akıntı daha açık ve şeffaf kıvamda.

Gonorede olduğu gibi bu mikroplar akıntının mikroskobik incelemesinde görülemiyor. Ancak üretrit şikayetlerinin olması, akıntı yaymasında lökositin artması ve gonokok görülmemesi durumunda hastanın üretritinin klamidya kökenli olduğu düşünülür. Klamidya antijenlerine bakılarak klamidyal üretrit teşhisi koymak da mümkün. Klamidyal üretritin tedavisinde doksisiklin veya kinolon grubu antibiyotikler kullanılıyor. Tüm tetkiklere rağmen bazı üretritlerin kaynağı bulunamıyabiliyor. Üretrit tedavi edilmediği durumlarda %95 oranında 3 ay içerisinde şikayetler kayboluyor. Tedavi edilmeyen üretritlerin yol açtığı en önemli sorunlardan birisi idrar kanallarında tıkanıklığa yol açması. Üretritin meydana getirdiği iltihabi reaksiyon idrar kanalında daralmalara sebep olup idrar yapmayı güçleştirebiliyor. Buna ek olarak, üretrit, meni kanallarında da tıkanmalara ve buna bağlı olarak kısırlığa yol açabiliyor. Tedavi edilmeyen üretritler kronik prostatit denilen prostat bezinin iltihabına yol açabiliyor. Bu nedenle penisden gelen akıntı, idrarda yanma gibi şikayetlerde derhal hekime müracaat edilmesi gerekiyor.

Tedavinin körlemesine yapılmayıp, hastalığa yol açan mikrobun tespit edilerek buna göre uygun antibiyotiğin verilmesi çok önemli. Böyle yapılmadığı durumlarda şikayetler kısa süreli hafiflese de enfeksiyonu kesin olarak tedavi etmek mümkün olmuyor.

Doç. Dr. Mahmut Ferda Şenel

mesane torbasında kitle

s.a ben midyat mardinden katılıyorum allah rızası için bu hastalıga bi çare yokmu? benim annem 20 yıllık bir süreçte bu hastalıga yakalanmış ama biz gecen yıl bu hastalıgı ogrendik daha once bu hsatalıgı hiç bir doktor hekim bulamamıştı.ve annemin hep yanması oluyo sık sıkta lavaboya cıkıyor saatelerce kalıyo yanması baya oluyor zavallı bir gün yüzü görmedi gecen 6 öncede konyaya gittik bir prf.dr. annemi ameliyat etti o mantar tekrar cıkmıs gibi aynı devam ediyor doktolar demişti tekrar o hastalıgın çıkması var demişlerdi. hastalı mesane torbasının yarısından fazla bembeyaz bir beyazlık sarmıs ve bu yara al deriye kadar işlemiş. peki bu hastalık hep böyle devam mı edecek 20 yıldır tonlarca ilaç kullandı kadının dayanma gücü kalmadı ne olur bi çare allah rızası için.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <center> <big> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <font> <img> <b> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar